Ülkemiz, zor günlerden geçiyor. İnsanlarımız geçim telaşında ve “Ben bu krizi nasıl en az zararla atlatırım?” diyerek sadece kendini düşünüp altta kalanın canının çıkmasını umursamıyor bile. Hatta hatta, bazıları krizi kendi çıkarlarına fırsat olarak değerlendirmenin telaşında.

Derler ki; “Ülke insanının içinde bulunduğu bu zor durum yönetenlerden gizleniyor. Gerçekleri anlatmak isteyenler var ama onlar da o kapıya ulaşamıyor ya da ulaştırılmıyor. Böyle olunca da herşey güllük gülistanlık sanılıyor. Birisi engelleri aşıp o kapıya ulaşabilse, çok şey değişir.”

Doğru ya da yanlış, ben işin orasında değilim ama o ulaşılamayan kapılarla ilgili bir öyküm var, sizlere onu anlatmak istiyorum.

Padişahın biri öyle bir saray yaptırmış ki siz deyin bin oda, ben diyeyim daha fazlası. Bu odaların bir de özelliği varmış; her oda diğerine açılıyormuş ve en sonda da padişahın taht odası varmış. Onun bir öncesi sadrazamın, onun öncesi de vezirin şeklinde asttan en üste kadar sıralanıyormuş. Bu durumda da padişahı görme şerefi yalnızca sadrazama aitmiş. Devletin tüm işleri bu sıralamaya uyularak yerine getiriliyor, araya kaynak yapılması, yani sıranın atlanması asla mümkün olmuyormuş.

Günlerden bir gün padişah taht odasında otururken, pencereden sesler gelmiş. ''-Güzel elmalarım vaaaaaar! Elmacı geldiiii!'' Merak edip pencereden baktığında ihtiyar birinin, elma sattığını görmüş. Etrafında da bir sürü müşteri varmış. Padişahın canı elma yemek istemiş ve sadrazamını çağırarak; “-Şu beş altını ver, bana elma alsınlar.” demiş.

Sadrazam, hemen kendi odasına geçerek veziri çağırmış ve; “-Al şu dört altını, aşağıdaki elmacıdan elma aldır.” demiş. Vezir de kendi odasına geçip bitişik odadaki saray sorumlusunu çağırmış; “-Al sana üç altın, koş elma al.”

Saray sorumlusu muhafız komutanını çağırarak iki altın verip elma alınmasını istemiş. Muhafız komutanı da kapı nöbetçisini çağırıp “-Al sana bir altın, koş elma al.” diyerek satıcıya göndermiş.

Nöbetçi büyük bir hışımla ihtiyar satıcının yakasından tutarak; “-Hey sen, burada elma satmanın yasak olduğunu bilmiyor musun? Bu seferlik seni affediyorum ama elmalarına el koyuyorum. Haydi, şimdi defol buradan!” diyerek ihtiyar satıcının elinden iki çuval elmayı hiç para vermeden alıp çuvallardan birini sakladıktan sonra diğerini muhafız komutanına götürmüş ve; “-İşte komutanım, bir altına bir çuval elma.” demiş.

Komutan da elmaların yarısını kendi odasında bırakıp saray sorumlusunun odasına gitmiş ve; “-İşte, iki altına yarım çuval elma.” diyerek teslim etmiş. Saray sorumlusu da kendi payını aldıktan sonra vezirin odasına geçerek; “-İşte, üç altına iki kilo elma.” deyip yeniden odasına dönmüş.

Vezir de elmaların bir kilosunu kendine ayırıp diğerini “-İşte, dört altına bir kilo elma.” diyerek sadrazama götürmüş. O da kendi payını alınca geriye beş tane elma kalmış ve saygıdan iki büklüm olarak padişahın huzuruna çıkıp; “-İşte haşmetli padişahım, emrettiğiniz gibi. Beş altına, beş elma.” demiş ve elmaları masaya bırakıp çıkmış.

Padişah, masanın üzerindeki beş elmaya bakıp düşünceye dalmış. ''Beş altına beş elma. Bir elma, bir altın olduğu halde, satıcının başında bir sürü müşteri var. Demek ki vatandaşın durumu çok iyi. Öyleyse, vergileri artırmanın tam zamanı.”

Şimdi anladık mı “manda yoğurtlu, Medine hurmalı, kestane ballı, yulaf ezmesi" tarifinin nedenini!

Ah şu kapılar, bütün suç birbirine açılan şu lânet kapılarda(!)

DÜŞÜNEN SÖZLER:

•İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten kolaydır. MARK TWAİN

•Bir şey yapmak isteyen yolunu, yapmak istemeyen ise nedenini bulur. ARAP ATASÖZÜ

•İnsanlar üçe ayrılır: Görenler, gösterince görenler ve asla göremeyenler. LEONARDO DA VİNCİ

•Bir ülkede dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün getirdiği çıkardan daha verimli olursa o ülke batar. MONTESQUİEU

•Şu zamanda ne dost belli, ne de düşman; herkes menfaatince insan…

•Güvenme insanların samimiyetine,

Menfaatleri için gelirler vecde,

Vaad etmeseydi, Allah cenneti,

O’na bile etmezlerdi secde… M. AKİF ERSOY

•Rüyanızın gerçekleşmesini istiyorsanız, öncelikle uykudan uyanmanız gerekir. S. M. POWER