İnsan eşref-i mahlukat olarak yaratılmıştır. Akıl, izan, irade ve şuur gibi hasletlerle donatılmıştır. İnsandan başka bütün mahlukat, insanoğlunun maddi ve manevi refahı için yaratılmıştır. İnsan baliğ oluncaya kadar yaptığından ettiğinden mesul tutulmamıştır. Buluğ çağına geldiği zaman, iyi ve kötü yaptıklarından sorumlu tutulmuştur. İnsanın, yaptığı iyilikler karşılığında sevap, kötülükler karşısında da günah kazanır. Kişi bir günah işlediği, yani bir kötülük yaptığı zaman, kalbinde siyah bir leke meydana gelir. Yaptığı kötülükten pişman olup, ona tövbe ederse, bu leke kalpten silinir. Eğer bu günah önemsenmez, tövbe edilmez, bir günah daha işlenirse, kalpte bir siyah leke daha meydana gelir. Bu şekilde, tövbesiz günah işlemeye devam eden insanın kalbi kararır ve sinesinde paslı bir yük haline gelir.
Kalp ile kişinin manevi hayatı, bildiğimizden daha fazla alakalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.), “ Vücutta el kadar bir et parçası vardır, o doğruysa insan doğrudur, o eğriyse insan da eğridir, o et parçası kalptir” buyurarak bu alakanın önemini beyan etmiştir. İnsanın kalbi Allah’ın (c.c.) nazargahıdır. Çünkü Allah, (c.c.) insanın dış görüşüne ve malına bakmaz, O, insanın ancak kalbine bakar. Onun için kalp, gönlün sarayıdır, kırılmamalıdır, yapacak ustası yoktur.
Dinini gerçek kaynağından, gereği gibi öğrenen insan; hidayeti- dalaleti, hakkı- batılı, iyiyi -kötüyü, faydalıyı- zararlıyı, hayrı- şerri, günahı - sevabı, helali- haramı, dünyayı- ahreti, mahşeri ve hesabı da öğrenmiş olur. Bu bilgilerle donanmış olarak yetişen kişi; Yaratanına, şahsına, ailesine, akraba ve komşularına, hatta içinde yaşadığı toplumun bütün fertlerin karşı olan sorumluklarını yerine getirmede, daha bilinçli, dikkatli ve duyarlı davranır.
Allah’ın nurdan yarattığı meleklerin isyan kabiliyet yoktur, devamlı itaat ederler. Dumanlı ateşten yarattığı şeytanların da itaat kabiliyeti yoktur, hep isyan ederler. Balçık halindeki topraktan yaratılan insanın ise, hem itaat etme ve hem de isyan etme kabiliyeti vardır. O nedenle insanoğlu, itaat kabiliyeti ile meleğe, isyan kabiliyeti ile de, şeytana benzer. İtaat kabiliyetini geliştirerek, “insan-ı kamil” mertebesine ulaşan insan, melekten de üstündür. İsyan kabiliyetini geliştiren insan da, şeytandan daha şerli ve zararlıdır.
İnsanın beşeriyet icabı işlediği günahlarla kazandığı kirlerinden temizlenmesi için yüce Allah (c.c.), insana çeşitli fırsatlar sunmuştur. İnsan, bu fırsatları iyi değerlendirerek, kazanmış olduğu manevi kirlerden (günahlardan) arınabilir. Bu fırsatlardan birisi de abdest almaktır. Çünkü sünnete, yani usulüne uygun olarak alınan abdest, insanı günah kirlerinden arındırır.
Bilindiği gibi abdest, namazın şartlarındandır. Namaz kılmak, elde tutarak Kuran okumak, Kabe’yi tavaf etmek ve tilavet secdesi yapmak gibi ibadetler, abdestsiz yapılmaz, yapılsa da kabul olmaz. Müminin silahı olan abdesti namaz kılmak için almak farzdır. Kuran-ı Kerimde, “ Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman; yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı mesh edin ve ayaklarınızı da topuklara kadar yıkayın” buyrulmaktadır.(Maide/6)
Evet abdest, her an maddi kirlenmelere açık olan abdest azalarını, maddi kirlerden temizlediği gibi, insanı manevi kirlerden de arındırır. Efendimiz (s.a.v.) bu hususu ; “ Mümin ya da Müslüman bir kul, abdest alırken yüzünü yıkadığı zaman gözleriyle yaptığı bütün günahlar, su ile ya da suyun son damlası ile yok olup gider. Ellerini yıkarken de elleriyle dokunarak işlediği bütün günahlar su ile ya da suyun son damlası ile yok olup gider. Ayaklarını yıkarken de, ayakları ile yürüyerek yaptığı bütün günahlar, su ile veya suyun son damlası ile birlikte süzülüp gider. Böylece (abdestini tamamlayan kişi, anadan yeni doğmuşlar gibi) bütün günahlardan arınmış olur” buyurarak haber vermiştir. (Müslim, taharet 32)
Allah temizdir, temiz olanları sever. Ayette, “ Orada temiz olmayı seven insanlar vardır. Allah temizlikte titizlik gösterenleri sever” buyrulmuştur.(Tevbe,108) Abdest insanı, maddi ve manevi kirlerinden arındırdığı gibi, manevi derecesini de yüceltir. Çünkü insan, abdest almaya devam etmekle, temizlik konusuna itina göstermiş, dikkat etmiş ve Allah’ın sevdiği kulların mertebesine yücelmiş olur. Efendimiz sahabelerine,“ Size günahlarınızı silecek ve sizi yüksek derecelere yükseltecek bir şey haber vereyim mi?” buyurunca, orada bulunanlar, ‘söyle ey Allah’ın elçisi’ dediler. O da: “ Soğukta ve hasta olduğu zamanlarda bile, bütün icaplarını yerine getirerek abdest almak, fazla yol yürüyerek uzaklarda ki camilere gitmek ve bir vakit namazını kıldıktan sonra, öbür vakit namazını beklemek. İşte bu saydıklarım, nefsin kötü arzularına karşı en büyük cihattır” buyurmuştur.(Müslim, Tirmizi, Nesei)
Bu ayet ve hadiste görüldüğü gibi abdest insanı, manevi kirlerinden arındırıp, Allah’ın sevdiği kullar derecesine yüceltir. Allah’ın sevdiği kul için de, ne ölürken, ne kabirde ve ne de huzuru İlahide korku, üzüntü ve keder yoktur. Nitekim ayette, “ Dikkat edin, Allah’ın sevdiği kullar için, korku ve üzüntü yoktur” buyrulmaktadır.(Yunus/62)
”Temizlik imandandır.” ve “ Temizlik imanın yarısıdır” diyen sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), “Muhakkak ki ümmetim kıyamet gününde abdest almaya devam etmiş olmaları nedeniyle, yüzleri parlak, el ve ayakları bembeyaz oldukları halde çağrılacaklardır. Bu parlaklığı, abdest azalarının farz olanından daha fazlasını yıkayarak artırmak isteyen artırsın” buyurmuştur.( Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi ve Nesei) Demek oluyor ki abdest, imandan olmakla insanı, küfrün karanlığından çıkararak, imanın nuruna kavuşturuyor ve iman yoksunluğundan kaynaklanan manevi kirlerden de arındırıyor, temizliyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “ Evlenin çoğalın, ben kıyamet gününde diğer peygamberlerin ümmetlerine karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim, övüneceğim” buyurdu. Ashaptan bazıları, “ O kalabalıkta bizi nasıl tanıyacaksın ya Resulallah” dediler. Efendimiz, “ İnsan kalabalık bir at sürüsü içerisinde, kendine ait, alnı akıtmalı ve ayağı sekili atlarını tanımaz mı?” dedi. “Tanır” dediler. O da, “ “Benim ümmetim abdest almış olmaları nedeniyle, yüzleri ve diğer abdest azaları nurlu ve parlak olarak mahşer yerine geleceklerdir. Ben de, ümmetimi bu özelliklerinden dolayı tanıyacağım” buyurdu.( Buhari- Müslim) Evet, Mahşerde ümmet-i Muhammed’in, yüzleri, elleri ve ayakları fosforlu gibi parlak olacaktır, elhamdülillah.
Bütün icaplarına uyarak abdest alan bir kimse, abdest bittikten sonra da “ Eşhedü en lailahe illalahü vahdehu la şerike lehu ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulühü” derse, şüphesiz ki, o kimseye cennetin sekiz kapıları açılır ve o kişi de istediği kapıdan cennete girer diyen Efendimiz (s.a.v.) bir defasında da, “ İcaplarına uyarak abdest alan kişinin günahları bütün bedeninden, hatta tırnaklarının arasından bile dökülüp gider, o kişi bütün günahlarından arınır” buyuruyor. (Müslim, Nesei, Tirmizi)
Netice olarak, abdeste niyet ve euzü besmele ile başlayan kişi, abdestte yıkadığı her uzvu için yapılacak duaları bilmeli ve okumalı, abdest bittikten sonra da, kadir suresini ve “ Allah’ım beni ; tevbe edenlerden, tertemiz olanlardan, Müslümanlardan, müttaki ve Salih kullarından eyle” duasını okumalıdır.
İnsanın kalbine devamlı vesveseler, gizli telkinler, bir takım dürtüler gelir. Bunlardan bir kısmı rahmani, bir kısmı da şeytanidir. Rahmani olanlar iyiliği ve sevap olan söz, iş ve eylemleri, şeytani olanlar da daima, kötülük ve günah olan söz, iş ve eylemleri tavsiye ederler. Kurana göre şeytan insanın apaçık düşmanıdır.(Yasin/60)) Şeytan insana daima fenalığı ve kötülüğü emreder.( Yusuf/53) Hem cinlerden ve hem de insanlardan olan şeytanın insanı etkilememesi için, kişinin şeytana karşı silahlı olması gerekir. Müminin silahı da abdesttir. O halde Müslüman daima abdestli bulunmalı, şeytandan, onun vesveselerinden ve kötülüklerinden bu şekilde korunmalıdır. Abdestli gezmenin en kolay yolu; abdest bozar bozmaz, hemen yeniden abdest almak, evinden abdestsiz dışarı çıkmamak, abdestsiz gezmemek ve yatağa abdestsiz yatmamak gibi güzel alışkanlıkları, itiyat haline getirmektir..
Yüce Allah bizleri abdestle arınanlardan eylesin. Bütün inananları da; taşlanmış şeytanın şerrinden, hile ve tuzaklarından korusun.
Ankara’dan selam, saygı ve dua ile.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol