Ülkemizde, toplum olarak acılarımız, kaygılarımız, huzursuzluğumuz günden güne artmakta… Geriye dönüp baktığımızda ise görüyoruz ki; yıllardır bir çözümsüzlük kısır döngüsünde gibiyiz!
Yaşananlar, dile getirilenler, kağıda dökülenler hep aynı!..
Bugünlerde yaşadıklarımız, beni 90’lı yıllara götürmekte… O günlerde birer belge olarak kesip dosyaladığım gazete yazılarını çıkardım, bir kez daha okudum. Değerlerini, güncelliklerini hiç yitirmiyorlar; içlerinde günümüze yönelik öyle uyarılar var ki… O yazılardan da yararlanarak yazmış olduğum kendi yazılarımı da okudum.
1998 yılında yayımlanmış iki yazımı Çorum Haber okurlarına sunuyorum. İlgilerini çekeceğini umarak…
26 Şubat 2016, Ankara

ATATÜRK ve DÜNYADA BARIŞ
Günlerdir körfez krizi savaşa dönüşecek mi, diye kaygıyla basını, televizyonu izliyoruz.
Savaş çıkarsa Türkiye’nin tutumu ne olacak acaba? Önceki Körfez Savaşı’na girdik de ne oldu? Kazanmak şöyle dursun, yitirdik de!.. Bu yitimden hepimiz büyük paylar aldık.
Savaş, insanlığa hiç yakışmıyor! Dünyada yaşanan onca acı deneyimden sonra, hâlâ insanların, ülkelerin aralarındaki sorunları barış yolu ile çözemeyişleri, insanlığa ters düşmüyor mu? Bilim ve tekniğin, ne yazık ki, hep yapıcı amaçlar uğrunda ilerlediğini söyleyemeyiz. Oysa, uygarlık yıkma yerine yapma değil midir?
Savaş sektörü böylesine kârlı olunca, kimi ülkelerin sınırları içinde göz alıcı zenginlik kaynakları bulundukça, diğer ülkelere egemen olma tutkusundan vazgeçilmedikçe… dünyada tümüyle barış içinde yaşamak bir düş olarak kalacak gibi görünüyor. Nice insan hiç istemeden, nice bebek, çocuk habersizce savaşın acılarını, ölümleri, açlıkları, yoklukları yaşayacaklar bir alın yazısıymışçasına…
Son günlerde sık sık bu düşüncelere dalıp gitmekteyken, okumakta olduğum Ceyhun Atuf Kansu’nun (doğ. 1917 - ölm. 1978) “Halk Önderi Atatürk” (*) adlı kitabındaki “Yurtta Barış, Dünyada Barış” başlıklı yazısı, bana Atatürk’ün kişiliğinin eşsizliğini, erişilmezliğini bir kez daha düşündürdü.
Ceyhun Atuf Kansu, bu yazısında Atatürk’ün savaş ve barış ile ilgili görüşlerini, barışçı kişiliğini öyle güzel açıklıyor, anlatıyor ki:
“Ulusal Kurtuluş Savaşı biter bitmez Atatürk, yurdun, Cumhuriyet yasalarının gölgesinde, ülkesinin bağımsızlığından, onurundan tek damla vermeden, eşitliğe dayalı insanlık barışını kurmaya çalıştı. Atatürk, bir barış savaşçısı, bir barış ustası oldu. Onun ünlü ilkesi “Yurtta barış, dünyada barış” idi. Bu büyük savaş ustası, gönlünde taşıdığı barış sevgisini, daha 31 Ağustos (1922) günü savaş alanını gezerken belirtiyordu. Yendiği, yerle bir ettiği saldırgan orduların savaş ve kılıç artığı ölülerini, toplarını gördüğünde:
‘Bu görünüm insanlığı utandırabilir!’ demişti. ‘Ama, haklı savunmamız için buna zorlandık. Türkler başka ulusların yurdunda böyle bir harekete girişmezler.’
Uluslara, yurtlara, insanlığa, bağımsızlığa, barışa saygı duyan bir başkomutanın sözleriydi bunlar. Atatürk için dünyada tek haklı ve güzel bir savaş vardı: Bağımsızlık için verilen ulusal kurtuluş savaşı. Başka ulusları tutsaklamak (esir etmek), başka yurtları sömürmek için açılan saldırgan, emperyalist savaşlara karşıydı.
(…) Dünyada kendi kazandığı savaşı, ulusu ve insanlık yararına evrensel bir barışa çeviren böyle bir komutana, böyle bir savaşçıya az rastlanır.
(…) Atatürk, dünya tarihinin en büyük barış savaşçılarından biridir.”
“Halk Önderi Atatürk”ü elimden bırakıp düşünmeyi sürdürüyorum:
Belki de DÜNYADA BARIŞ, ancak tüm ülkelerin Atatürk gibi önderleri olsa bir düş olmaktan çıkıp gerçeğe dönebilir!..
(*) Halk Önderi Atatürk, Ceyhun Atuf Kansu, Bilgi Yay. 1. basım 1972. 2. basım 1997
21 Şubat 1998
SÜRECEK

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol