TEPSİ-PEPSİ
1964’de sıcak bir yaz günü... Almanya’dan yeni gelen kayınbiraderimin özel arabası ile Anamur’a gidiyorduk. Silifke-Anamur arası yaklaşık 140 km.dir. O tarihte bu yol ancak 3 saatte alınabilecek kadar kötü ve kaplamasız bir yoldu. Çok dar, çok virajlı, çok yokuşlu oluşu ile kamyoncuların hiç sevmediği bir yoldu.
Arabada klima yok (hiçbir arabada yoktu), hava çok sıcak, yol çok tozlu... Taşucu koyunda , deniz kıyısında tek bir benzin istasyonu var. Durduk, gölgeli bir masaya oturup, genç garsona “koka kola” dedik. Garson tek kelime ile cevapladı: “Yok”. Çaresiz ılık su (soğuk su yok) ve sıcak çay içerek dinlendik biraz. Tam kalkarken, garson çocuğun, yeni gelen iki yolcuya pepsi-cola ikram ettiğini görünce, sorduk. Cevabı kısa ve susturucu oldu. “Siz koka kola dediniz, bu tepsi kola.”

ŞİFALI ÇEŞME
1960’lı yılların yine sıcak bir yaz günü. Silifke-Anamur arasında Gilindire (yeni adı Aydıncık) köyünde durakladık. Yol kenarında, gösterişli ve lülelerinden şakır-şukur su akan bir köy çeşmesi... Bir köylü vatandaş, bu suyun çok şifalı olduğunu anlatıyor. Bilhassa böbrek taşı düşürücü imiş.
Hepimiz, sıcaktan bunalmış olarak çeşmeye koştuk. Ama, en önemli misafirimiz Mihailof beye öncelik tanıdık. Mihailof abimiz, Devlet Su İşleri’nin Fen Heyeti müdürlerindendi. Çok iyi bir mühendis, kötü Türkçesiyle çok nüktedan ve Türkiye aşığı idi. (Toprağı bol olsun, Ankara-Cebeci mezarlığında medfun.)
Öncelikle ve hevesle çeşmeye koşan Mihailof abimizin, bir yudum almasıyla püskürtmesi bir oldu: “Bu su, böbrek taşı değil, böbrek bile düşürür” diyerek.
Hakikaten su, hem ılık, hem de maden suyu denecek kadar acı idi.
Ama başka su yoktu ki...

AMFORA
Yine Silifke-Anamur arasında şirin koy vardı. Toros’ların dibinden çıkan buz gibi su, gürül gürül denize akıyordu. Ağaç dalları ile yapılmış çok basit bir gölgelikte, yolculara çay ikram ediliyordu. (Bu derenin suyu halen deniz içinden geçen boru ile Kıbrıs’a sevkedilmektedir) Orada, kenara dayalı biraç amfor vardı. Balıkçılar veya süngerciler denizden çıkarmışlar. Talip oldum 50 lira istediler. Çok para diyerek almadım.
Birkaç ay sonra, yine ordan geçerken durakladık. Mevsim yaz değildi, etraf bomboştu. Daha önce gördüğüm amforalardan 1 tanesi, en ağırı olduğu için orada terkedilmiş duruyordu. Yüksek sesle, 3 yönde bağırdım: “Kimse yok mu?” diye... Cevap çıkmayınca o amforu 2 kişi ile kaldırıp pikabın arkasına koyduk. Önce İstanbul’da evimin balkonunda ve sonra Ankara’da kızımın bahçeli evinde senelerce kaldı o amfora... Belki hala oradadır...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol