Dün 12 Mart Muhtırası'nın 48'inci yıldönümü idi. Türk siyasi tarihinin kırıldığı en kanlı dönemeçlerden biri idi 12 Mart.

Yani 12 Eylül darbesinin kapısını açan ve de 12 Eylül darbesi ile bugünkü Türkiye'nin kaderini belirleyen bir dönemeçtir 12 Mart.

Ve de kurucu değerleri ayağa kaldırmak isteyen, milli duyguları yüksek bir kuşağın imha tarihidir 12 Mart.

-Bugün tüm dünyanın, özellikle Ortadoğu'nun ve de genelde İslam Dünyası'nın kanlı savaşlara hapsedilişini, o gün görebilen ve ABD'ye başkaldıran bir kuşağın...

-İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, ülke topraklarına adım adım yerleşen ABD ve NATO üslerine hayır diyen bir kuşağın...

-15 Temmuz 2016 kanlı darbe kalkışmasında, bu ülkenin meclisini bombalayan uçaklara yakıt ikmali yapan "İncirlik Üssü"ne, ta o günlerde hayır diyen bir kuşağın...

Ve Akdeniz'i ve de tüm Ortadoğu'yu kontrol altında tutan ABD'nin 6'ıncı filosuna 'defol' diyerek, bu ülkenin milli damarlarını ayağa kaldıran bir kuşağın...

İşte böyle bir kuşağın, yani 68 kuşağının imha edildiği gün idi 12 Mart.

Ve de Atatürk ve Atatürkçülük adına muhtıranın verildiği ve de tanklarla çevrili mecliste okunduğu gün idi.

Yani 12 Mart 1971...

***

Zaten bu ülkede bütün muhtıralar Atatürkçülük adına verilir, darbeler de Atatürkçülük adına yapılır.

Darbeler için gerekçe de hazırdır.

-Ya komünizm tehlikesi vardır ya irtica.

-Ya bölücülük tehlikesi vardır ya anarşi.

"Atatürk yolundan çıkıldı" denilir... "Cumhuriyet tehlikede" denilir... Darbelerin ya da müdahalelerin yol taşları döşenir. Yani gerekli tüm ortam hazırlanır.

Sonra daha büyük Atatürkçüler gelir; Atatürk adına Cumhuriyetin yönetimine el konulur, ya da gerekli balans ayarı yapılır.

Ve de radyodan bildiriler okunur. Hasan Mutlucan yatağından kaldırılır, kahramanlık türküleri okunur radyoda.

Oysaki rahmetli "Kendi sesimle kendimi uyandırmaktan bıktım artık" demişti.

Ve Atatürkçülüğü kurtarmak adına demokrasi askıya alınır. Gerekirse anayasal düzen lağvedilir. Konuşanlar susturulur. Ülke kapalı ve açık bir cezaevine çevrilir.

***

Nitekim öyle de oldu.

"...Türkiye Cumhuriyetinin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür" denildi.

Genel Kurmay Başkam Memduh Tağmaç ve kuvvet komutanları tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a sunulan muhtıra, tanklarla çevrilmiş mecliste okundu.

Başbakan Süleyman Demirel ve hükümeti istifa etti. Direnmesi gereken Demirel şapkasını alıp gitti. Yerine CHP'den ayrılan Nihat Erim hükümeti kuruldu.

"Balyoz hareketi" başlatıldı. Yurt çapında düzenlenen operasyonlarla cezaevleri dolduruldu.

Ve de öyle bir ülke olundu ki, Atatürkçülük adına yapılan her müdahalede:

-Atatürkçülükten daha da uzaklaşıldı.

-Cumhuriyet daha da tahrip edildi.

-Emperyalizme daha da teslim olundu.

* * *

Elbette, müdahalelerde ve darbelerde asıl amaç:

-ABD ve NATO karşıtlığının kırılması idi...

-Toplumsal uyanışın susturulması idi...

-Yükselen sendikal hareketin bastırılması idi...

Zaten dönemin Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, "Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı" demişti.

Demirel ise 61 anayasası için "Bu anayasa ile bu devlet yönetilemez" demişti.

Çünkü:

-Emekçi hareketi yükselmişti.

-Köylü "toprak reformu" istemişti.

-Gençlik "kahrolsun Amerika" demişti.

-"Amerikan üslerine hayır" denilmişti. “NATO'ya hayır” denilmişti.

Yani gençlikte "emperyalizm karşıtı refleks" yükselmiş, "tam bağımsızlık" sesleriyle milli duygular daha da yükseltilmişti.

İşte o gün böyle bir kuşak imha edildi.