Dün Atatürk’ün ölümünün 81’inci yıldönümü idi. Anıtkabir’e akın akın giden halk, bu ülkenin kurucusuna saygılarını ve sevgilerini sundular.

Çünkü o; kuracağını kurmuş, yapacağını yapmış, diyeceğini demiş ve de kurduğu Cumhuriyeti bu halka emanet ederek gitmişti. Ama… Evet ama…

İşte böyle bir günde, bu amalar için konuya bir değinmek gerekli oldu.

* * *

Kemalizm, yani Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi ideolojisi...

Atatürk'ün söylediği ve söylemek istediği, “Ulus Devlet” oluşturma sürecinde uyguladığı siyasal, sosyal, ekonomik ve tüm milli politikaların; eğitim, sanat ve kültür hakkında vurguladığı tüm değerlerin topluca bir ifadesi…

Özünde “Kuvay-ı Milliye” ruhunu taşıyan, batılılaşma formatıyla bu toplumun kimliğini dokuyan bir ideoloji…

Ve de Türk toplumunda tartışılamaz, kutsanmış, milli kimliği uyandıran bir ideoloji… Bazen bir tabu yapıldı, koruyucu bir zırh gibi kullanıldı. Bazen siyasetin ve siyasetçilerin tekrar tekrar sarıldığı bir ideoloji oldu.

Gençliğe evrensel bir ideoloji olarak sunuldu. Gerek sağcı, gerek solcu gençliğin ruhunu dolduran, motivasyonu yüksek, milli duyguları kabartan ideolojik bir bayrak oldu.

Zaman zaman da bir baskı aracı, bir otorite olarak sunuldu; karşı siyasetleri siyasetten tecrit etmek için bir silah gibi kullanıldı.

Diğer taraftan Atatürkçülüğün ideolojik bir ifadesi olan Kemalizm’i açıkça eleştiremeyenler, ince bir siyaset dili kullandı. Kemalizm ile Atatürkçülüğün ayrı kavramlar içerdiğini söyleyerek, “Atatürkçüyüz ama Kemalist değiliz” ifadelerini kullandılar. Bir nevi gizlenerek “Kemalizm”i eleştirmek istediler.

Ve ne yazık ki, bu gün Kemalizm'e dünyadaki ve bölgedeki değişimleri okuyamayan, ülkedeki sosyolojik değişimleri göremeyen, çözüm üretemeyen bir görüntü verildi. Sanki bir ölçüde fikren tutsak edildi!

Bunun nedeni Kemalizm mi, Kemalistler mi, Kemalizm'den beslenenler mi ya da Kemalizm karşıtları mı? Bilemiyoruz... Ama giderek halk desteğinin eritilen bir ideolojiye dönüştürülür olduğunu görebiliyoruz.

İşte asıl konumuz da bu durumu bir ölçüde irdelemektir.

* * *

Peki, "Kemalizm" bir terim olarak ne zaman dillendirildi? İdeolojik bir terim olarak ne zaman ifade edildi?

-Kemalizm'i ilk kez kurtuluş savaşı sürecinde karşı taraf, “Kemalistler” olarak ifade etti. Çünkü “Kuvay-ı Milliye” güçleri, onların gözünde Kemalist isyancılardı.

-Nitekim dönemin İngiliz Başbakanı Lloyd George, 16 Ağustos 1920'de Avam Kamarasındaki konuşmasında, kurtuluş savaşını “Kemalist ayaklanma” diye ifade eder.

-Lozan antlaşmasında İngiliz Heyeti Başkanı Lord Curzon, “Kemalistler nasıl barış şartları bekliyor, araştırın” der.

-Kasım 1920'de, İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold “Kemalistler Ermenistan’ı işgal ettiler” diye yazar.

-1921'de, İngiliz gazetesi The Times’da ise Anadolu'nun işgal altında olmayan kesiminden “Kemalistan”, Yunan işgalindeki bölgeden “İonia” diye söz edilir.

* * *

Türkiye'de ise Kemalizm, siyasette ve basında 1930'dan itibaren dillendirilir.

-Dilbilimci Ahmet Cevat Emre'nin 1928-1933 yıllarında çıkardığı “Muhit” dergisinde, “Kemalizm, doktrin olarak siyasi prensipleriyle bir demokrasi mektebidir” denir.

-Milliyet'in kurucusu Ali Naci Karacan ise 2 Aralık 1930 tarihli inkılâp Gazetesi'nde, “Rusya'da nasıl Komünizm, İtalya'da nasıl Faşizm varsa bizde de Kemalizm olmalıdır” diyerek Kemalizm'i bir ideoloji olarak tanımlar.

-Yine dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt İzmir'de yayınlanan “Anadolu” gazetesinde, Falih Rıfkı Atay “Kadro” dergisinde “Kemalizm” terimini kullanırlar.

-Daha da ileri gidilir ve dönemin Başbakanlarından Recep Peker'in öncülüğünde, Halkevlerinin yayın organı olan Ülkü Dergisi’nde “Kemalizm” teorisyenliği yapılır.

-Ayrıca İç İşleri Bakanlığınca, Türk Kültürünü ve Türkiye Cumhuriyeti'ni tanıtmak amacıyla 1934'te Almanca, Fransızca ve İngilizce olarak “La Turquie Kemalist” (Kemalist Türkiye) dergisi çıkarılır.

-8 Ekim 1937 Meclis konuşmasını Atatürk, rahatsızlığı nedeniyle Celal Bayar'a yaptırmıştır. Bu konuşmada sık sık “Kemalist Rejim, Kemalist Yönetim” vurgulaması yapılır.

-Ve o günlerde henüz Türkiye ile birleşmemiş Hatay Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen'in Atatürk'e yazdığı mektupta, “Programımızın ruhu ve esası Kemalizm Rejimi ve bütün icabatıdır” denir.

Atatürk böyle bir ideolojik ifadeyi istemez. Ama basının ve de özellikle siyasetin bu ideolojiye ihtiyaç duymasını kabullenir.

Ve de sonuçta ana damarı “bağımsızlık, lâiklik ve ulus devlet” olan Kemalizm, bir batılılaşma ve modernleşme hareketi olarak “Cumhuriyetin Resmi İdeolojisi” olur.

Yarın devam…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol